Yargıtay’da görevli iken bile CHP’li
olduğu söylenen ve önümüzdeki seçimlerde
Milletvekili adayı olacağı tahmin edilen eski
Başsavcı Sabih Kanadoğlu denilen kişi tarafından
dört ay önce başlatılan ve CHP
Milletvekillerince desteklenen ANAP ve DYP gibi
partilerin yandaşlığı ile devam ettirilen bir
çekişme Anayasa Mahkemesinin verdiği bir karar
ile TBMM çatısı altında kaosa sebep olmuş
bulunmaktadır. Bazıları bu kararla
demokrasimizin güç kazandığını, memleketimizin
geleceğinin parlak olacağını düşünmüş olabilir.
Ancak ben ayni kanaatte olmadığımı açık bir
dille belirtmek istiyorum. Ben bir Hukukçu veya
Anayasa Hukukçusu değilim. Ben yıllarca bu
ülkeye hizmet etmeye çalışmış bir Makine Y.
Mühendisi kişiyim. Yatırım işinden ve
bürokrasiden anlarım. Siyasetin bu kadar
yozlaştırılmış olması, hele mahkemelerden alınan
milletin vicdanını yaralayan bu karar bana 1980
öncesini hatırlatmaktadır. Hani bir söz vardır
“Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur.”
Gördüğünüz gibi yıllardır bir arpa boyu yol kat
edemediğimiz anlaşılmaktadır. O halde 12 Eylül
1980 harekâtını neden yaptık neden siyaseti ve
siyasi partileri yok ettik. Bunu anlamakta
güçlük çekiyorum.
12 Eylül 1980’de yapılan ihtilalin
gerekçesi şu idi. Cumhurbaşkanlığı seçimi için
Mecliste 115 tur seçim yapılmıştı. Buna rağmen
Cumhurbaşkanı seçilememişti. İhtilal bundan
dolayı yapılmıştı. Meclisin Cumhurbaşkanı
seçimini yapabilmesi için bu yüzden toplantı
yeter sayısı yeniden düzenlenmiş seçilemediği
takdirde kısa zamanda seçime gidilerek kaosun
sona erdirilmesi hedeflenmişti. Bunun bu gün
için hiçbir anlamı kalmamıştır. Azınlık
durumunda bulunan 150 Milletvekili ile
Cumhuriyet Halk Partisi, 20 Milletvekili ile
Anavatan Partisi ve 5 Milletvekili ile Doğru Yol
Partisinin insafına 354 Milletvekili bulunan Ak
Parti terkedilmiş yani bir noktada azınlığın
çoğunluğa tahakkümü olan bir işlem
başlatılmıştır. CHP ile Anayasa mahkemesi
üyeleri bana göre Anayasayı işine geldiği
şekilde yorumlamıştır. Benim kanaatim bu
yöndedir. Mahkemeye baskı yapıldığı şeklinde
milletimiz konuşmaktadır. Anayasa Mahkemesi
gelecekte büyük sıkıntılara sebep olabilecek bir
karara imza atmıştır. CHP ile birlikte hareket
eden kurum durumuna düşürüldüğü kanaati
milletimizde hasıl olmuş bulunmaktadır. Bu karar
milletin vicdanını sızlatmaktadır. Cumhuriyet
Halk Partisi bu konuda sabıkalıdır. 1960, 1971
ve 1980 yıllarında ordu CHP’nin girişimleri ile
ihtilaller yapmış ve müdahalelerde bulunmuştur.
1997 yılında yapılan 28 Şubat müdahalesi de bu
partinin girişim ve organizasyonu, Demirel’in
desteği ve teşviki ile yapılmıştır. Benim ve
milletimizin kanaati de bu yöndedir. Kendi
zihniyetlerinin dışında birinin Cumhurbaşkanı,
Başbakan ve Bakan olması mümkün değildir. Bunun
adı da demokrasidir. Neden Batı dünyasının bizim
gibi ülkeleri ikinci sınıf kabul ettiği buradan
da görülmektedir. Zaten bizim kurumlarımızda
bizi ikinci sınıf vatandaşlar olarak
görmektedir.
1980
ihtilali ve sonrasında yapılan Anayasa seçimleri
kolaylaştırmak maksadıyla yapılmıştı. Ben bu
Anayasaya anamın ak sütü gibi kırmızı oy
vermiştim. Hatta seçim sandığının başındaki
askerler bana sert tavırlar koymuşlardı. Şimdi
bütün bu olanlardan sonra haklı olduğumu
düşünüyorum.
Birçok Anayasa Profesörleri toplantı yeter
sayısını 184 olarak açıklarken, Cindoruk dahil
bir çok Meclis Başkanlığı yapan kişi ile Adalet
Bakanlığı yapan Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK buna
katılırken bir tek Sabih Kanadoğlu ve onun
fikrinde olan CHP’li olan halen görevde olduğu
bilinen ve ülkeyi kaosa sürükleyen kişiler; 367
Milletvekili Mecliste olacak demek suretiyle
1983 Anayasasını kendi istek ve dilekleri
doğrultusunda değiştirmek suretiyle bundan sonra
Cumhurbaşkanlığı seçiminin önünü tıkamışlardır.
CHP’li biri Cumhurbaşkanı olursa hiçbir problem
yoktur. O zaman Ordu ve diğer kurumlar açıklama
yapmaz. Seçim Mecliste 184 Milletvekili ile
başlatılabilir. Başka partili olursa hele sağı
temsil ediyorsa bu mümkün değildir. Şimdi seçim
gündeme gelmiştir. Diyelim ki Ak Parti 185
Milletvekili çıkardı çoğunluğu da yok. Meclise
toplantıya girmedi meclis Cumhurbaşkanını nasıl
seçecek. Ama bakınız ben size bunun yolunu
söyleyeyim. Yeni bir şey daha bulular bunu
Anayasa Mahkemesine götürürler. 367
Milletvekiline gerek yok şeklinde yeni bir karar
daha çıkarabilirler. Nasıl olsa bizim ikinci
sınıf demokrasilerde bunlar mümkündür. Ordu ve
kurumlar yeni bir açıklama yapmıştır. Laiklik
elden gitmemektedir. Eşi başörtülü biriside
zaten aday değildir. Benim ve benimle konuşan
milletimin düşüncesi budur kanaati budur var mı
buna itiraz eden?... Ben varsam demokrasi var
ben yoksam demokrasi kesinlikle
yok!...
Ülkemiz için üzülüyorum. 1973 yılından
beri bu ülkenin kaderi ile oynayan bir Deniz
Baykal var. İktidar olması kesinlikle mümkün
değildir. Ancak onu ihtilal yapan kişiler veya
kendi kendine hukuk içtihadı oluşturanlar
iktidar edebilirler. Kanaatim odur ki korkarım
yeni içtihatlar gelecek ve bu kişileri halkın
oyu olmadan iktidar edeceklerdir. Yazık bu
milletimize, yazık bu ülkemize, yazık bu millete
hizmet etmek için gecesini gündüzüne katanlara.
Bu kişiler yüzünden bir gecede 8 milyar dolar
kaybedilmiş, milletimiz fakir düşürülmüş,
borçlarımız artırılmıştır. Bunun hesabını kim
verecek veya kim soracaktır. Milletimiz
sağduyuludur. 2002 seçimlerinde bazılarını
sandıkta nasıl hapsetmiş ve mahkûm etmişse bu
seçimlerde de bunun gereğini yapacaktır. Ben geçen
seçimlerde çalışma yapmamıştım. Bu seçimlerde
fiilen çalışmalara katılmaya karar vermiş
bulunuyorum. Bu konuda malımla, paramla ve
canımla çalışacağım.
Türkiye’nin kalkınmasına ayak bağı olan
ve olmaya çalışan, CHP ve onların yardakçılığını
yapan kişi ve kurumlara karşı demokrasinin tam
ve mükemmel uygulanması ve bunların başarılı
olmaması için elimden gelen çabayı
göstereceğim. Bu benim
milletime olan bir vicdan borcumdur. Onu ödemek
istiyorum.
Benim mağdur olan milletim sağduyu
sahibidir. Sandığa bunları gömecek ve milletin
gerçek sahipleri bir kez daha iktidara
yürüyecektir. Hakiki demokrasi budur. Milletin
seçtiklerini saf dışı etmek, Meclisin üstünde
kurumlar oluşturmak kimsenin haddine değildir.
Hele azınlık bir grubu uyduruk kararlarla haklı
ve hakim kılmaya çalışmak milletimize zulümdür.
CHP’li olduğu aşikar olan şu andaki mevcut
Cumhurbaşkanı bir an önce milletin gerçek
temsilcilerine burayı bırakmalıdır. Başbakanın
emrinde olan kurumlarda itaatsizlik yapma
hakkına sahip değildir. Kışlada nasıl ast üstüne
karşı hareket yapamaz, bunun kuralları varsa
gerçek demokrasi ve hukuk devletinde de bağlı
olan kurumlar bu şekilde hareket etmeye
mecburdur. Ben ordumu ve memleketimi çok
seviyorum. Hele ordumun sınıf ayrımcılığı
yapmasını kabul edemem. Yıllardır var gücümle bu
ülkeye hizmet ediyorum. Beni ikinci sınıf
vatandaş yerine kimse koyamaz. Bu tip demokrasi
olsa olsa CHP’lilerin ve bu partiyi oylamaya
katılmayarak mecliste destekleyen sözde sağcı
geçinen ANAP ve DYP gibi partilerin cici
demokrasisi olur. Meclise girmeyen, oyunu
kullanmayan bu vekiller milletimize elbette
hesabını vereceklerdir. Bana ve milletime saygı
göstermek mecburiyetindedirler. Zira o makam ve
mevkiler bana yani milletime
aittir.
Milletime sabır diliyorum. Bunlarda gelir
geçer. Selam ve sevgilerimi sunuyorum.